Boşanma sürecinde nafaka, tarafların ekonomik dengesini koruyan temel hukuki araçlardan biridir. Türk Medeni Kanunu, boşanmanın farklı aşamalarında ortaya çıkabilecek mağduriyetleri önlemek amacıyla üç farklı nafaka türü öngörmüştür: tedbir nafakası, iştirak nafakası ve yoksulluk nafakası. Her birinin kendine özgü şartları, süresi ve hesaplama yöntemleri bulunmaktadır.
Table of Contents
Tedbir Nafakası: Dava Sürecinin Güvencesi
Boşanma davası açıldığı andan itibaren karar kesinleşene kadar geçen sürede, ekonomik olarak zayıf durumda olan eşin ve çocukların geçimini sağlamak amacıyla hükmedilen nafakadır. Adana Seyhan Adliyesi’ndeki aile mahkemelerinde görülen davalarda, tedbir nafakası talebi genellikle dava dilekçesiyle birlikte ileri sürülmektedir.
Tedbir nafakasının hükmedilmesi için öncelikle nafaka alacak kişinin muhtaç durumda olması, nafaka verecek kişinin ise ödeme gücünün bulunması gerekir. Mahkeme, tarafların gelir durumunu, yaşam standartlarını ve çocukların ihtiyaçlarını değerlendirerek bu nafakanın miktarını belirler. Özellikle ev hanımı olan eşlerin tedbir nafakası talepleri, mahkemeler tarafından genellikle kabul görmektedir.
2026 yılı itibarıyla tedbir nafakası miktarı belirlenirken, nafaka yükümlüsünün net gelirinin %20-30’u arasında bir oran dikkate alınmaktadır. Ancak bu oran kesin değildir; mahkeme somut olayın özelliklerine göre bu oranı artırabilir veya azaltabilir. Önemli olan husus, tedbir nafakasının geçici nitelikte olması ve boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte sona ermesidir. Dava sürerken tedbir nafakasının nasıl alındığını ayrı bir yazıda ele aldık.
İştirak Nafakası: Çocuğun Giderlerine Katılma
İştirak nafakası, boşanma veya ayrılık kararında velayet kendisine verilmeyen ana ya da babanın, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılması için hükmedilen nafakadır. Türk Medeni Kanunu’nun 182. maddesine göre bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Nafaka çocuk için ödenir; velayeti alan eşin kendi geçimi için değildir.
Bu yükümlülük ana ve babanın çocuğa bakma borcundan doğar. Kanunun 327. maddesine göre çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır. Kanunun 328. maddesine göre bu bakım borcu çocuğun ergin olmasına kadar devam eder; ergin olan çocuğun eğitimi sürüyorsa ana ve baba, durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde, eğitim sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdür. İştirak nafakası ise velayete bağlı olduğundan çocuğun ergin olmasıyla sona erer. Eğitimi süren ergin çocuk nafakayı kendisi, ana ve babasına karşı açacağı davayla ister; ana veya babanın çocuk adına dava açma yetkisi küçük çocuk içindir (TMK m. 329).
Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir; çocuğun kendi gelirleri de göz önünde bulundurulur. Nafaka her ay peşin olarak ödenir (TMK m. 330). Hâkim, istem halinde, nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini de karara bağlayabilir (TMK m. 182).
Boşanma davası sürerken çocuğun giderleri, hâkimin dava süresince aldığı geçici önlemler kapsamında tedbir nafakasıyla karşılanabilir (TMK m. 169). Boşanmadan sonra da ergin olmayan çocuğa fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir (TMK m. 329). Evlilik süresince diğer eşin malvarlığına yapılan katkının karşılığı ise nafaka yoluyla değil, mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümlere göre istenir (TMK m. 179). Katkı payı alacağı ile değer artış payının farklarını ayrı bir yazıda anlattık.
Yoksulluk Nafakası: Uzun Vadeli Koruma
Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek ve kusuru daha ağır olmayan eşe, diğer eş tarafından mali gücü oranında süresiz olarak ödenen nafakadır. Bu nafaka türü, boşanmanın ekonomik sonuçlarından korunma amacı taşır ve belirli şartların birlikte gerçekleşmesi halinde hükmedilir.
Yoksulluk nafakasının hükmedilmesi için öncelikle nafaka talep eden eşin muhtaç durumda olması gerekmektedir. Muhtaçlık, kişinin çalışabilir durumda olmasına rağmen gelir elde edememesi veya elde ettiği gelirin geçimini sağlamaya yetmemesi anlamına gelir. Ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesine göre nafaka talep eden eşin kusuru, diğer eşinkinden daha ağır olmamalıdır; eşit kusurlu eş de yoksulluk nafakası isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru ise aranmaz.
Nafaka yükümlüsünün ödeme gücü bulunması diğer temel şarttır. Mahkeme, yükümlünün gelir durumunu, malvarlığını ve kendi yaşam ihtiyaçlarını karşılama durumunu değerlendirerek nafaka miktarını belirler. Özellikle uzun süren evliliklerde ve eşlerden birinin ev hanımı olarak yaşadığı durumlarda yoksulluk nafakası daha yüksek miktarlarda hükmedilmektedir.
Nafaka Miktarının Belirlenmesi ve Hesaplama Kriterleri
Nafaka miktarının belirlenmesinde mahkemeler çeşitli kriterleri bir arada değerlendirmektedir. Nafaka yükümlüsünün aylık net geliri, nafaka alacaklısının ihtiyaçları, evlilik süresinin uzunluğu, tarafların yaşam standartları ve sahip oldukları mal varlıkları bu kriterler arasında yer almaktadır. Nafaka miktarının nasıl hesaplandığını ayrıca anlattık.
2026 yılı uygulamasında, nafaka alacaklısının tüm ihtiyaçlarının karşılanması yerine, makul bir yaşam standardının sürdürülmesini sağlayacak miktarda nafaka belirlenmesi tercih edilmektedir. Mahkeme, nafaka yükümlüsünün kendi geçim ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurarak, her iki tarafın da insanca yaşayabileceği bir denge kurmaya çalışır.
Adana Barosu Adli Yardım Bürosu’ndan alınan bilgilere göre, nafaka davalarında bilirkişi incelemesi yapıldığı durumlarda süreç genellikle 8-12 ay sürmektedir. Bilirkişi raporları, özellikle karmaşık mali durumların bulunduğu davalarda mahkemeye önemli katkı sağlamaktadır.
Nafakanın Artırılması ve Azaltılması
Hükmedilen nafaka miktarı, objektif şartlarda değişiklik olması halinde artırılabilir veya azaltılabilir. Bu durum özellikle enflasyon oranının yüksek olduğu dönemlerde önem kazanmaktadır. Nafaka alacaklısının ihtiyaçlarının artması, nafaka yükümlüsünün gelirinin artması veya azalması gibi durumlar bu kapsamda değerlendirilebilir.
Nafaka artırımı davasında mahkeme, mevcut nafaka miktarının yetersiz kalıp kalmadığını, tarafların güncel mali durumlarını ve objektif şartlardaki değişiklikleri inceler. Benzer şekilde nafaka azaltımı davalarında da yükümlünün gelirinde meydana gelen azalma, mali durumundaki kötüleşme veya alacaklının durumundaki iyileşme gibi faktörler değerlendirilir.
2026 yılı itibarıyla nafaka artırım ve azaltım davalarında mahkemeler, önceki karardaki gerekçeleri de dikkate alarak karar vermektedir. Yargıtay’ın son dönem nafaka kararlarını derlediğimiz özet bu eğilimi gösteriyor. Özellikle COVID-19 pandemisi sonrası ekonomik koşullardaki değişimler, bu tür davaların sayısında artışa neden olmuştur.
Çocuk Nafakası ile Eş Nafakasının Ayrımı
Dava sürerken hem eşlerin hem de çocukların geçimi, hâkimin re’sen aldığı geçici önlemler kapsamında tedbir nafakasıyla karşılanabilir (TMK m. 169). Boşanmadan sonra ise çocuk için ödenen nafaka ile eş için ödenen nafaka farklı hükümlere dayanır: ergin olmayan çocuk için ödenen nafaka iştirak nafakasıdır ve çocuğun bakım, eğitim ve barınma gibi ihtiyaçlarını karşılar; eş için ödenen nafaka ise yoksulluk nafakasıdır.
Çocuk için ödenen nafaka Türk Medeni Kanunu’nun 182. ve 327-330. maddelerine, yoksulluk nafakası ise 175. maddesine dayanır. Bu ayrım, nafaka miktarının hesaplanması ve süresinin belirlenmesi açısından önemli sonuçlar doğurmaktadır. Yoksulluk nafakasının toptan veya irat biçiminde ödenmesi, kalkması ve artırılıp azaltılması 176. maddede düzenlenir. Boşanmadan sonra ayrıca istenecek yoksulluk nafakası gibi, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TMK m. 178).
Adana’daki aile mahkemelerinde çocuk nafakası genellikle asgari ücretin belli bir oranı olarak belirlenmektedir. 2026 yılı uygulamasında bu oran genellikle asgari ücretin 1/4’ü ile 1/3’ü arasında değişmektedir. Ancak mahkeme, çocuğun özel ihtiyaçları ve nafaka yükümlüsünün gelir durumu göz önünde bulundurarak bu miktarı artırabilmektedir.
Nafaka İcra Takibi ve Tahsil Süreci
Mahkeme kararıyla hükmedilen nafakanın ödenmemesi halinde alacaklı, icra takibi başlatabilir. Nafaka alacağının icra takibi, diğer alacaklara göre öncelikli statüye sahiptir ve çeşitli kolaylıklar içermektedir. Takibin doğru kurulması için Adana’da çalışan Av. İbrahim Burak Yalçın gibi avukatlardan yardım alınabilir.
İcra takibinde nafaka yükümlüsünün maaşından veya diğer gelirlerinden haciz yapılabilir. İcra ve İflas Kanunu’nun 83. maddesine göre maaş ve ücretler, borçlu ve ailesinin geçimi için icra müdürlüğünce gerekli görülen miktar ayrıldıktan sonra haczedilebilir; haczedilecek miktar maaş veya ücretin dörtte birinden az olamaz. İşçi ücretlerinde ise İş Kanunu’nun 35. maddesi ücretin dörtte birinden fazlasının haczedilemeyeceğini öngörür; aynı madde nafaka borcu alacaklılarının haklarını saklı tutar.
Seyhan İcra Müdürlüğü’nden alınan bilgilere göre, nafaka icra takiplerinde çoğunlukla maaş haczine başvurulmaktadır. Bu yöntem, düzenli ödemeyi sağlaması açısından alacaklılar tarafından tercih edilmektedir. Özellikle kamu çalışanları için yapılan maaş haczi işlemleri, tahsilat oranının yüksek olmasını sağlamaktadır.
Nafaka ve Vergi Boyutu
Ödenen nafakanın vergisel sonuçları hem ödeyici hem de alıcı açısından önem taşımaktadır.
Nafaka ödeyen kişi için Gelir Vergisi Kanunu’nda bir indirim öngörülmemiştir. Ücretten yapılacak indirimleri sayan 63. maddede, beyan edilen gelirden yapılabilecek indirimleri sayan 89. maddede ve ticari ya da serbest meslek kazancında indirilecek giderleri sayan 40. ve 68. maddelerde nafaka ödemeleri yer almaz. Bu nedenle ödenen nafaka yıllık beyannamede gider veya indirim olarak gösterilemez.
Nafaka alan kişi açısından ise durum farklıdır. Kanunun 25. maddesinin 8. bendine göre nafakalar, alanlar için gelir vergisinden istisnadır; bu nedenle alınan nafaka üzerinden gelir vergisi ödenmez. Bu durum, özellikle yüksek miktarlarda nafaka alan kişiler açısından önemli bir avantaj sağlamaktadır.
Yabancı Unsurlu Nafaka Davaları
Eşlerden birinin yabancı uyruklu olduğu veya mal varlığının yurt dışında bulunduğu durumlarda nafaka davalarının karmaşıklığı artmaktadır. Bu tür davalarda Türk mahkemelerinin yetkisi, uygulanacak hukuk ve kararın tanınması konuları özel önem taşımaktadır.
La Haye Nafaka Sözleşmesi ve diğer uluslararası anlaşmalar çerçevesinde, yurt dışında bulunan nafaka yükümlüsünden nafaka tahsil edilmesi mümkün hale gelmektedir. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesindeki Uluslararası Hukuki Yardımlaşma Bürosu, bu konudaki işlemleri yürütmektedir.
Yabancı unsurlu nafaka davalarında genellikle daha uzun süreler söz konusudur. Çeviri işlemleri, tebligat süreçleri ve yurt dışındaki mal varlığının tespiti gibi işlemler zaman alıcıdır. Bu nedenle bu tür davalarda sabırlı olmak ve uzman hukuki yardım almak özellikle önemlidir. Adana’da çalışan Av. Meryem Taş gibi avukatlar bu dosyalarda izlenecek adımları anlatabilir.
Nafaka Davalarında Arabuluculuk
Eylül 2026 itibarıyla boşanma ve nafaka uyuşmazlıklarında arabulucuya başvurmak dava şartı değildir. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun dava açılmadan önce arabulucuya başvurmayı zorunlu tuttuğu uyuşmazlıklar arasında aile hukuku uyuşmazlıkları yer almaz (m. 18/B); aile içi şiddet iddiası içeren uyuşmazlıklar ise arabuluculuğa elverişli değildir (m. 1). Yargı Reformu Stratejisi (2025-2029), şiddet içermeyen aile uyuşmazlıklarında aile hukukunda arabuluculuk getirilmesini hedefliyor; ancak bu düzenleme henüz kanunlaşmadı.
Anlaşmalı boşanmada ise taraflar nafaka dahil boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu hakkında anlaşabilir. Bu düzenlemenin geçerli olması için hâkimin onu uygun bulması gerekir; hâkim, tarafların ve çocukların menfaatini gözeterek anlaşmada değişiklik yapabilir (TMK m. 166).
